blog sözlük itiraf

#blog sözlük sırala
« / 76 »
  • gingerbread isimli admine hanımımız gehen gehen diye gülüyo akşamları.
    gerçek bu.
  • duygusal hayatımdan pek bahsetmem. hatta hiç bahsetmem. çünkü öyle bir hayatım yok.
    ama söylemek istediğim bir şeyler var:
    sevgiden daha önemli bir şey var; güven.
    seveceksiniz elbette, çok seveceksiniz. ama sevginizi kime emanet edeceksiniz? emanet edebilecek misiniz?
    herkes ama herkes aşık olmak istediğini, çok sevmeyi beklediğini, sevilmeye ihtiyacı olduğunu söylüyor lakin kimse güvenilir biri olmaya çalışmıyor. ne diyelim. bizden uzak, nereye yakınsa yakın.
  • anlamadığım her şeyi saçma sanıyorum. anlayamadığım her şeyin de anlaşılamaz olduğuna inanmak istiyorum. insan. kendini iyi hissetme refleksi ile dolu. hayatta kalma güdüsü. elimizde değil. dışarıda kalan her şeyi anlamsız kılarak. içerinin anlamlı olduğuna karar vermeye duyulan ihtiyaç. kaçınılamaz. yine de. bütün bu mekanizmaya rağmen. ben bazen. hem de fasülye lifi sıklığında bir bazen. kendimi anlamıyorum. bazı tepkilerimi anlayamıyorum. giderek saçmalaşırken. aslında kendimi yok ediyorum. mini illüstrasyonlar.

    ensemden sırtıma kadar uzanan bir düzlemde. sırtıma güneşin vurduğu okuma koltuklarında. çok da sevmediğim kitaplar okuyorum. rutubetli. loş ışıklı. penceresiz. halıfleksi delik deşik odalarda. oradan buradan toplanmış gazete parçalarının üzerinde. iki yudum şaraba. dünyanın en güzel denemelerini katık ediyorum. rahatım yerindeyse. beni rahatsız edebilme ihtimali olan şeyleri okumak için fırsat doğuyor. rahatın ne olduğunu bile hatırlayamayacağım ortamlarda. ancak. denenmiş en anlamlı ifadeler. zararlı alışkanlıklarıma yoldaş oluyor.

    ve bu aralar. siyah betonlarla kaplanmış. sokaklar. bir ve anlayamadığım şekilde. yürürken ayaklarım üşüyor. aniden. bütün ikiz sokaklar. bütün o benzer yaşam alanları. simsiyah buzlara dönüşüyor. üzeri hafif tozlanmış. söğütten olma bir çubukla. aklımın herhangi köşesine kurulmuş. sevimsiz kelimeleri salıveriyorum. gidin. toza bulanın. sonra ben. söğütten olma bambaşka bir parça ile. süpürürken o sokakları. aniden bir yangın çıkar. buzlar erir. sokaklar üzerine konuşlandığı yarım kürenin şeklini alır. insan. şaşar kalır. ölçüsüz tepkilerle çınlar kulaklar. bilemiyorum. yürürken ve ayaklarım üşürken. çok büyük yangınlar hayal ediyorum. yine de ısınamıyorum.

    hayatta işte. yazın sıcaktan. kışın soğuktan. güneşten. kardan. denizin mavisi. karın beyazı. yani bütün bu pastoralizasyondan daha anlamlı şeyler olmalı gibi. ortak paylaşımların azımsanamayacak bir miktarı. bundan ibaret değil mi. insan. paylaşma imkanı arttıkça. kendini biraz daha anlamsızlaştırıyor. ya da. sahip olduğu hiçliğin farkına varıyor. doğadan medet umuyor. gün doğumları peşinde koşarken. kendini unutuyor. var olmak ile. dahil olmak. herhangi şeyin parçası olmak arasındaki. sessiz çizgilerin damarına basıyor. neyse ki. doğa. bizim onu umursadığımız kadar bizi umursamıyor. ya da biz. doğanın damarını bulamadık henüz. aramıyor muyuz yoksa. en çok etki edebileceğimiz noktaları. aramıyor muyuz ki acaba. canın dahi atfedildiği yüce kanalları.

    bu defa yolumuz biraz uzun. belki de ilk kez. belki de ilk kezin tınısı hoş olduğundan. ilk kez. kafamdan geçen bir paragraf sayısı ile başladım yazmaya. ki nasıl yazdığım. neden yazdığım. neye göre. esas aldığım noktalar filan. artık benim bile üzerine düşünmediğim mevzuular haline geldi. sahiden de bir yıl beş ay önce. ilk kez yazmaya kalkıştığımda. iki paragraf yazmış. sigaramı söndürmüştüm. neden yazdığımı sormuştum kendime. nasıl oldu acaba diye merak bile etmiştim. biri okusa ne düşünür. giriş oldu gibi. ama ya sonuç. yazdıklarım yeterince gelişti mi acaba. yoksa daha hayatının baharında ölüme mi sürükledim düşünceleri. kelimeler sandığımızdan daha ölümcül. fikirlerin bütün hürriyetini. yankılanma kuvvetiyle beraber öldürebilir. ancak bu biraz da intihar saldırısı gibi. bir fikri öldürmeye çalışan herhangi kelimenin yaşama şansı. ancak kendi yetersizliğine bağlı. fikrin kaderine tabii. ya görevinde başarılı olup öldürecek. ölmek pahasına. ya da işe yaramadığını hayatta kalmak suretiyle anlayacak. anlatacak belki. anlayabilene. bunu özetleyen insanlar olmuş. mevlana gibi.

    uzun kelimeler seçiyorum. cümleleri uç uca eklemekten gocunmuyorum. uzun açıklamalar sıkmıyor beni. bağlaçların varlığına şükredeceğim günlerin gelmiş olmasına hayretle şahit olarak. anlatıcı olabiliyorum. düşünmeden. eksiltmeden. revize etmeden. ağızdan çıkan herhangi şeyin ulaşabileceği ucu ya da bucağı hesap etmeden anlatmak. aslında çok önemli bir şeyden. bahsedemiyorum. çünkü bu bahsedilebilecek bir konu değil. değinmek filan. ne iç burkan bir tavır olurdu bu duruma karşı. zaten. yapmaktan imtina edilen şeylerin genel olarak imtina sınırlarına girmesi. ve bunun farkında olduğu halde insan. sarıldığı çaresizlik. ve sarılmaya bir yerden başlamak gerekliliği. bunlar biraz. bunalımlı karanlıklar müessesesi.

    bazı kitapları okudukça okumak istersin. bazı kitapları hatta. o kadar çok okudukça okumak istersin ki. artık bu okudukça okumak istemek. o kitabın bitmemesini istemeye dönüşür. kitabın bitmemesini istemek zamanla kitabın sonuna duyulan meraka ihanete dönüşür. ihanete uğramış bir merak dönüşemez. bozunur belki. daha az bir meraka. sonra o daha da az bir meraka. sonrasında da elde kalan ihanet. ne kitabı hatırlatır insana. ne duyulan merakın ne olduğu merak edilir artık. ne de okudukça okumak istemekten vazgeçilir. elde kuru ihanetler bırakan. okudukça okumak istemeler. kitabın bitmesini istememeye dönüşür. umarım. bu döngü hayatımızın hep merkezinde olur. ihanetin kabak tadı vermesi pahasına. haini ben olsam da. meraklanmayı tercih ederim.

    insan işte. başka bir insanın. sabah uyandığında yanında olmayabilir. bugüne kadar hiçbir sabah. sabah uyandığında yanında olmamış da olabilir. belki bugünden sonra da. herhangi sabah yan yana olamayacak olan iki insan ile dolu dünya. aklımın yettiği matematik ile. yaklaşık dört milyar iki insan. yarın yan yana uyanmayacak. bundan bir süre önce. yan yana olamayan iki insanın. sabah uyandığında birbirinin sesini duyma şansı da düşüktü. ki o zaman muhtemelen dört milyar değil de yaklaşık yedi yüz milyon iki insandan bahsediyor olurduk. sesin kontrollü iletilemediği dönemi yaşamış. şimdikinden daha az insanın olması. bir nebze de olsa olumlu. çünkü şu anda. çok daha kalabalık bir topluluk. biz. insanlar. ileride bulunacak herhangi şeyin yokluğunu çekiyoruz. belki de ızdırap bile denilebilir. ama sonuçta. canlı sayısındaki her artış. potansiyel keder.

    çağımızın getirdiği bütün imkanlara rağmen. yarın uyandığında birbirinin sesini duymayacak olan insanlar var. aslında bir yerde. çağın getirdiği imkanlar ne olursa olsun. eldeki imkanlar ile yaşamak zorunda oluşumuz. ya içinde bulunduğumuz çağı anlamsızlaştırıyor. ya bizim bu çağın insanı olmadığımızı gösteriyor. ya da aslında aynı anda insan kadar çağ olabileceği düşüncesine itiyor benim zihnimi. bu itilmişlik bir tarafa. daha dirayetli zihinler için devam edelim. bu iki insandan biri. sesini duyamayacak olsa bile. diğerine sesini duyurmak için beş bin beş yüz yetmiş yedi karakter yazmış olabilir. neden olmasın. eldeki imkanlar. mini gülümsemeler. çiçekler.
  • bir daha nette siyasetle ilgili tek kelime edersem beni s.. ler!..
  • Suyu çıkarılmış espirilerden nefret ediyorum. Ben genelde arkadaş ortamlarımda, samimi olanlarda yani, çevresindekileri hep güldüren bir tip olarak geçtim. Öyle ki yani bir yaptığım espiriyi başka yerde tekrar etmedim. Edemiyorum, yapmacık geliyor. Sırf o yüzden mesela Cem Yılmaz'ı çok sevmem diğer çoğu insanın sevmesine rağmen. Şu son zamanlarda da "Koğrktun mua?" diyen bir bacımız var siyah saçlı boylu poslu. Yani o espiriyi bir babam yapmadı neredeyse sözlük. Bilemedim.

    Yılaaaağğğnnn!
    Koğrktun mua?
  • facebook hesabımı kalıcı olarak sildim. böylesi hayırlı olur inş.
  • Uzun zamandır senden bu kadar soğumadım sözlük. *
  • Sırf çoğu haksız ve rahat bir şekilde para kazanıyor diye youtuber videolarını izlemiyorum.
    Çoğu kişi de bilmiyor, ama ciddi anlamda güzel rakamlar kazanıyorlar o youtuberlar. Bilseler lazım eminim hepsi eline bir kamera alırdı.

    Litfin kinilimi ibini ilmiyi vi biğin tişini bismiyi initmiyin.

    O değil de video çekmeye başlasam, her gün aynı şeyleri yaptığımdan insanlar izlemezdi. Bloguma bile bakan kişi sayısı çok nadirken hele. Gerçi o başka mevzu. Okuma özürlüyüz vesselam. Yoksa Cumali Ceber gibi youtuberlıktan film olayına geçmişlere bile prim veren bir halkımız var.

    eee... ne bekliyorduk? Ben düşünüyorum acaba bu yıl 50 roman okuyabilir misin arif diye soruyorum kendime. Düşünüyorum sadece. Neyse ben gidip Middlesex isimli romanımı okumaya devam edeyim. Önce bir goodreads hedesine yazayım ben.
  • Yaz tatilinde farkli farkli ama yakin zamanlarda ayak parmaklarimi kirdigimdan mutevellit simdi ayagini kiran ablamin sargilariyla ben ilgileniyorum. Yani ilgilenmemi soyluyorlar.
    Parmagimi ilk kirdigimda anlamamistim. Cunku kucukken sag elimin serce parmagini da kirmistim ve onun kirik oldugu anlasilmadigi icin kemik egri kaynadi, bu yuzdendir ki sag elimi yumruk yapamam. O parmagim kirildiginda cok acimisti. Ama ayagim o kadar acimamisti. Ne var ki, kirmistim. Sonra diger kirilma olaylarında kendi kendimi muayene edip teshisimi koyup gerekli mudahaleyi yaptiktan sonra ilk fırsatta doktora gitmistim.
    Simdi de bu isin eksperiymisim gibi davraniyorlar. Gulsem mi aglasam mi hic bilemedim.
  • Bugun cok fena rezil oldum sozluk.
    Bizim bir hocamiz var tamam mi. Bu hoca, hocaların hocası. Benim bugune kadar ki ingilizce ogretmenlerimin yarisinin hocasi. Bolumun en yasli hocasi. Alaninda cok basarili. Tonton biri. Ben bu hocamizi cok seviyorum ama gorevlendirildigi dersler hep alan derslerimizin en zor dersleri oluyor. Bir de ben hep uyuyakaliyorum derslerde. Akademik hayatimi az cok anladiniz bence simdi.
    Bugun bu canim hocamin sinavina girdik. * sinavina girdigimiz dersi de aciklayayim hemen. Bir ogretmenin sinifta kuracagi cumleleri ogreniyoruz. Yoklama almak, cami kapattirmak, tahtayi sildirmek gibi siradan cumleler. Bu cumleleri bircogumuz kurabiliriz zaten. Ama biz bunun bolumunu okuyoruz degil mi, bir farkimiz olmali. Kullandigimiz kitapta boyle her durum icin 7 8 farkli cumle var. Ve hocamiz kesinlikle o cumleleri istiyor. Ama sadece istiyor. Keske isteklerine karsilik verebilsek.
    Sinav sorularindan birisinin icerigi soyleydi; kullanacaginiz kablonun boyu cok kisa, bu durumda ogrencilerinize ne derdiniz?"
    -kablo cok kisa, bugun ders yapmayacagiz" diye verdim cevabi. Cunku ben oyle derim. Puahahahznznxnx
    ama Boyle bir cevap yok elbette kitapta. Olamaz da.
    Ama eglendim. Guzel eglendim hem de. Lakin hocamiz beni taniyor, ismen de taniyor. Kagidimi okuyunca guzel rezil olacagim. Keske direkt bute biraksaydim.
  • Hayatım, mfö' nün sude şarkısı gibi hem güzel hem anlamsız.
  • Bu ara blog sözlükte fazla cinsiyetçi başlık görmeye başladım, o kadar moralim bozuluyor ki anlatamam. Daha dün diyorduk oh ne güzel bel altı trol başlık vs yok diye kendi kendimize nazar mı ettik ne ettik. Böyle bazı başlıkları kötüleyesim geliyor sürekli of delircem sözlük of.
    Edit: ben kötülemedim birilerini ama birileri beni kötülemiş hatta gitmiş diğer entrylerimi de kötülemiş. İtiraf kısmına da düşüncelerimizi yazmayalım ister misin?
  • Hayatımda ilk kez duygularım karşılıklı galiba ama bu durumda ne yapılıyo bilmediğim için korkuyorum.
  • çok uzun zamandır schubert dinlemiyordum. demek ki şu anda dinliyorum. bazen ne kadar da çıkarımcı olabiliyoruz. ancak bu denli çıkarımcı olabilen insan. zamanı neden uzun ile niteleme gafletine düşmüş. boyutu olmayan bir şey için büyük demek daha doğru olmaz mıydı. belki de olmazdı. bir ihtimal. olabilirdi. ama yine aynı insanlar demiş ki. böyle gelmiş böyle de gider. zaman dediğin uzun ve kısa olmanın arasına sıkıştırılır. zamanın büyüklüğü ya da küçüklüğü hasır altı edilmeye çalışılır. ve bir miktar daha anlamlı olamayacak olan örnek daha. ve belki de anlamlandırılmak istemeyen birkaç zavallı harf yığını. insanlar işte. belirli harfleri yan yana koymuş. sonra da bunları anlamlandırma hastalığına tutulmuş. dünyadaki en edilgen ve o en kadar da gözden kaçan şey. kelime. yani edilgenliğinin ölçüsü fark edilmiyor. herkesin farklı şekilde hırpaladığı, zavallı, belirtmeye yarayan bir şeyler. başına uzun koyarak önemi vurgulanabilir mi. en uzun edilgen kelimedir. en büyük edilgen kelimedir. boyutsuzluğa yeni bir boyut katan anlamsızlık sayesinde ne uzun ne de büyük fayda eder burada. en edilgenler kelimelerdir. bir çekim eki alırım türkçenin en derinlerinden. sade olmaktan hiç gocunmam. hatta daha da olabilmeyi isterim. ve hatta dilerim. istek ile dilek arasındaki farkı tam olarak hissettiremeyen nadir dillerden biri olan türkçenin en cefakar emekçileri olarak çekim eklerine saygı duymalı.

    çok uzun zaman oldu schubert dinlemeyeli. aynı anlama gelecek ne kadar da çok cümle var aslında. ve aynı anlama neden farklı yollardan ulaşılıyor. kaynak yeterliliğinden mi. yapacak başka işimizin olmamasından mı. insanı aynı yere çıkacak farklı yollar bulmaya iten ne ola ki. kestirme yollar arama telaşı. manzaralı patikalar bulma hevesi. daha duble tarzlar ile efektifliğini kanıtlama ihtiyacı. ya da belki de trafikten sıkılarak kendine yeni bir güzergah açma uğraşı. eminim ki onlarca daha sebep vardır. işin içine ruh girdiğinde. ve buna beyin eşlik ettiğinde. bir de üstüne nefes alıp verilen döneme denk geldiğinde. sebepli neticeler bir anda sonsuz varsayımlara dönüşüyor. aslında buna engel olunabilir ancak aşırı gayret gerek. bunun için de insana sahiden insan olduğunun hatırlatılması. işte bakın. hayatta ne çok sebep var ile aynı bitim noktasında buluşacak birbirinden farklı ifadelerin iç içe geçmişliği. ne kadar da bayağı. ne kadar da aşağılayıcı. birçoklarına göre de aylarca siper kazmış askerin daha savaşın ilk dakikalarında cephanesinin bitmesi. siperde durmanın kar etmemesi. ve bu askerin süngünün kullanıldığı bir zamanda zahiri görebilmesi.

    schubert dinlemeyeli ne kadar da uzun zaman olmuş. ve cümleler ne kadar değişirse değişsin. isim ile sıfatların birbirini takip etmesi. bir miktar sevgi göstergesi. ararsan. en basit sıfat tamlamalarından bile damıtabilirsin. sevgiyi. gerçi damıtmak saf haliyle kullanmasının o kadar da hayra alamet olmadığını gösterir belki ama. neden olmasın. hayırsızlık da bir ihtimaldir her zaman. hem de bir şeyin hayırlı olması kadar olası bir ihtimal. hem de aristo. belki biraz da weber. çok mu batılılaştık. sch ile başlayan alamanca kelimeler mi sardı paragrafların başını. dumanlı dağlar gibi değil mi. avusturya ve isviçre sınırındaki jura dağları var ya. umarım vardır bu arada. işte o dağların tepesindeki sis gibi değil mi her paragrafa almanca kökenli bir kelime ile başlamak. ve bunun schubert olması. sis miktarını, bulunduğunuz rakımı ve hissetme katsayısını artırır. ancak basıncı, görüş mesafesini ve hayatta kalma içgüdüsünü bir nebze azaltır. şimdi bunları açıklayınca güzel olmadı. ben oryantalist bir tavır takınıp selahaddin halilovun talebesi gönül bünyadzadeden bahsedecektim. toparlayamadım. dağıttım. her şey yalan oldu. bunlar hep batının oyunu.

    kısaca ben schubert dinliyorum. azıcık kendime geleyim diye. mini ruhum açılsın diye. ve kelimelerin tutsak edilmişliği var ya. çatılı türkçe bilenler edilgenlik değil miydi bu demiştir bile. keşke herkes çatıları çok iyi bilse. daha sağlıklı şekilde hayatta kalabilir ifadeleri. daha az muhtaç olabilirler belki de. anlam dilenmeye. yalvarmaya. üzerime az da olsa mantık atın demeye. çok daha az muhtaç olma şansları var iken işlerini şansa bırakmaları. sanırım adrenalin sevdalısı bir zümre ile karşı karşıya olduğumuzu gösterir. saygılıyız. ama içimizden. seviyoruz. ama içimizden. sisli dağların tepesindeki kara gömülmüş çam ağacı gibiyiz. ama schubert dinleyerek bunu ifade etmeye çalışıyoruz. manyak olabilir miyiz. neden olmayalım diyenler var bence. çünkü neden olmasın.

    schubert abi schubert. edilgenlik işte. sadece kelimelere has olsa yine iyi. içine anlam koyduğun her şeyde bu böyle. kendini var edemeyen her şey için yine bu böyle. kozalak da olabilir. insan da. çok güzel deri yüzen pot bıçak da. kilerde unutulmaya yüz tutmuş eski en sevdiğin çiçeğin bir nevi mezarı olan toprak kalıntılı saksı da. sırf o eski saksılarda kalmış topraklar bir araya gelse. kaç begonvile yuva olabilir. sonra o begonviller istemediği halde. sahipleri ona isim verir. anlam yükler. ne kadar da etkili olduğunu kanıtlar bir avuç toprağa. ki çok garip bu insan oğlu. kendi dururken. en yakınında. gidip de saksılarla filan uğraşması. enteresan. renkler. notalar. suyun var oluşu. ifadesi. aslında her şey ne kadar da insandan habersiz. ve aslında insanın kendisi de bir o kadar kendinden. bir çeşme başına yüklenen anlamı, çeşmenin hiçbir zaman anlayamayacak olması. ne acı. ne kifayetsiz.
  • Şimdi Meghan Markle, şu Suits dizisindeki genç avukat kadın, kraliyet ailesine gelin gidiyormuş Sözlük. Blogunu kapanış yazısını yapıştırmış, yetmemiş, sostal hesaplarını kapatmış! Resmen bu hani "ya arif benim atık sevgilim var ve benim hiçbir sosyal ortamlarda hiçbir erkek arkadaşımın olmasını istemiyor akrabalar haricinde. Üzgünüm o yüzden 5 senelik arkadaşlığımızı da bitiriyorum" diyen bir kadın arkadaşımın kafasında adeta.

    Ya! Tövbe estağfurullah!

    Üzüldüğüm o değil. Şimdi Suits'e ne olacak? 7. sezondan sonra yokmuş diyollaa yabancı haberlerde. 7. sezon da ara verdi. Napacaklar? Öldürecekler mi?

    Şey gibi oldu. Napak? Ölek mi?

    Keşke ben de kraliyete kapak atabilsem, her şeyi boş versem, dönüp basına "artık evimin gadını, göççük firens ve firenseslerin anasını olaacaam" diyebilseydim. ya da babası. Hiç fark etmez. Kraliyet bu. boru mu?
  • Guzel kizlara inanilmaz zaafim var.
    Guzellik anlayisim kasdan, gozden ibaret degil. Boyle durusuyla, gulusuyle kendisinden emin olan kizlari diyorum.

    Bugun tanimadigim uc kizin oldugu masaya "selam kizlar" deyip oturdum. Sonra saatlerce muhabbet ettik. Cok guzellerdi. Duruslariyla da, fikirleriyle de.

    Ve onlarin masasina oturana kadar uc farkli masada daha oturmustum. Onlar hep tanidiklarimdi. Ders calismamak icin bahane ariyorum iste.

    Simdi de gidip kek yapacagim. Butlerde gorusuruz..
  • Hayatımda hiç bu kadar sıkıcı rüya görmedim diyodum uyanıkmışım meğer.
  • Bomboş gibi hissediyorum.
  • bir blog sahibi olmayı çok istiyorum.
    ama çok istediğim çoğu şeyden bir süre sonra sıkıldım.
    anlatmak istediğim çok şey var. ama sırf yazmış olmak için yazmaktan korkuyorum.
    kendi başına durduk yere iş çıkaran emekli bir teyze gibi hissediyorum şu an..
  • Kim nazar etti de böyle hayattan bezgin biri oldum diyeceğim de şu an hayatımdaki insanların beni taktıklarına inanmıyorum. Kesin yine fark etmeden ben kendi kendime bir şeyler yapmışımdır. Olur yani.
    Yoksa ki insan niye git gide depresyona çekilsin değil mi?
    Neyse bu da geçer.
« / 76 »