blog sözlük itiraf

#blog sözlük sırala
« / 68
  • Keşke daha az feminist olup kocamın parasını yemek için zengin koca arasaydım. Ya da beni okutmak yerine o masraflarla ev alsaymış babacığım, ben de kiralarını yerdim. Okumak çok zor be.
    (bkz: en büyük hayali ev almak olan kitle)
  • çok sevmek gördüm. çok sevmek okudum. sevişmelere de şahit oldum. tek taraflı olanlara tanıklık ettim. derler ya işte. ben neler gördüm. sen nereden bileceksin. genelde. ve şansıma. nasıl olması gerektiğini de gördüm. nasıl olmaması gerektiğini de. hatta aynı ilişki içerisinde olması gerekenler. olmaması gerekenler. sürekli yer değiştiren katmanlar. ilişki akışkan işte. arasında kaldığı insanların şeklini almak zorunda. durumunda. ne yazık ki. sevgi kendi başına. vuku bulduğu bedeni değiştirmek kudretine haiz değil. genellemeler yapmanın sakıncası bir yana. insan denilen şeyin yanında sevmek ne ki. değişmek için daha fazlasına ihtiyaç duyuluyor. daha fazla sevmek. aşırı nefret. sinirinden ölmek. mutluluktan uçmak. bunlar insanı değiştireyazabilecek basitlikteler. on günlüğüne değişir. bir yıl başka bir formda yaşamış gibi yapar da insan. nihayetinde özüne döner. ve öz çok garip bir şey. farkında olamıyorsun bir kere. kontrol edemiyorsan. öyle bir anda başlar ki yolculuğu. mevcudiyetinden dünyaya doğru. seni kepaze edebilir. anlık kahramanlıklara yol açabilir. ve bunun öz olduğunu anlamak için tek ve gerçek yol. sana karşı takınılan tavırların. sana garip gelmesi. sendeki özün. diğer insanlarca aşırı farklı değerlendirilmesi.

    ben ne özler gördüm. ne kafalar. sevmeyi kendine uyarlayan insanlar. ne güzellerdi aslında. ne kadar özel. ve güzel ya da özel olmaları onları iyi yapmasa bile. özlü sevmek. sevmek ile bütünleşmek.

    liseyi yatılı okulda okumak bir şeyler katmıştır. bir şeyler götürmüştür de pek tabii. saf kazanç elde etmek mümkün değil. görece kazanç elde etmek daha olası. zamanı durdurmayı başaramadığımız her an. bir şey harcamadan kazanmak. imkansız. ve bir süre öncesine kadar hiç tanımadığın. hatta doğru düzgün insanın ne olduğunu bile anlamadığın bir dönemde. aynı suretler ile aynı yaşam alanlarını. bütün gün. hafta. hatta yıllar boyunca paylaşmak durumunda kalmak. insanın ne olduğuna bakmak konusunda. eşsiz bir fırsat sunuyor. herkesin o yurda. daha on dört yaşında. bir valizden çok daha fazlası ile birlikte geldiğini düşünürsek. eşsiz olduğu kadar da çetrefilli. içimizde var olan sonsuzluk. ancak kendimizi ifade etmeyi bilemeyişimiz. çetrefile çetrefil katan. altı kişi bir odayı paylaştık. üç yıl. birbirimizi hiç tanımamaktan. bütün tepkilerimizi önceden bilmenin verdiği sıkkınlığa kadar. biz altı kişiydik. altı farklı şekilde yürürdük. altı farklı şekilde gülerdik. altı farklı şekilde ayakkabılarımızı bağlardık. altı farklı şekilde okuldan kaçma planları yapardık. her ne yapıyorsak işte. birbirimize hiç benzemezdik. ve altı aşırı farklı şekilde severdik. gece olduğunda. ışığı kapatır. birinin anlatmaya başlamasını beklerdik. kimse kimseye sormazdı. senin iş ne oldu diye. isteyen anlatırdı. dinlerdik. kimse anlatmak istemezse. uyurduk. ışık kapandıktan sonra. sevmek vardı. dünyalık yoktu. o zamanki iddialarımız. naçizane. dünyalık sevmediğimiz idi. bu arada altı farklı kişiyi sevmediğimizi belirtmeliyim. aramızdan ikisi. ki bunlardan birisi ben değilim. aynı tarafa yöneltmişti sevgisini. hoş ikisi de karşılık bulamadı ama şahane sevdiler. kendi doğruları ölçüsünde. üç yıl. tek kırıcı laf etmeden. ne yüze. ne arkadan. bazen. ışık kapandığında. biri ağlamaya başlardı. kimse de ışığı açıp kim ağlıyor diye bakmadı. hatta kimse kim ağlıyor diye sormadı. kimi zaman o dönemin imkanları içerisinde şarkılar açtık. ağlama sesinden utanmasın diye. kimi zaman birisi başlardı anlatmaya. ortada garip bir durum olmadığını vurgulamak adına. bizim sevdamızda ağlamak da vardı. neden olmasındı. birkaç gün sonra karanlığı jilet gibi kesen bir of ile öğrenirdik nasıl olsa. başkasına tutulmuş der. susardı. ağlayan. kimse çıt çıkarmazdı o an işte. o kadar sessizliği hissetmedim ben daha. o kadar kafam boş. içim dolu olamadı. ve o kadar da kahretmedim. sevmek adına. ne olurdu sanki. kimse ağlamasa. ne olurdu. altımız aynı anda. ışığı hiç kapatmadan sabahlasak. öyle bir günümüz olamadı. her vakit. birimizden biri dertlendi. ama sevdik. ne güzeldi.

    günler geçti. aylar. yıllar hatta. öyle sade. öyle duru. her gecenin karanlığını takip eden aydınlıkla beraber. bizden de hisler kopardı. umut çaldı. mezarlar kazdık. bazen içimize gömdük. bazen de okulun bir köşesine.

    on beş yaşım. seviyordum. karşılıklı olduğuna da inanıyordum. en azından ben kendimden emindim. odamızda ışık kapandığında. en çok konuşan bendim o sıralar. arkadaşların arasında topladığı birer lira ile bana güller aldığı dönemler. cebimizde var olan ikişer üçer lira ile seviyorduk. ve benim cebimde en az beş lira olurdu o zamanlar. kız arkadaşım vardı. ve bunun çayı vardı. tostu vardı. şunu bunu. her sabah. okula çıkmadan önce. dolabımda bozukluklardan oluşan beş lira bulurdum. ne adamlardı. nereden de akıllarına geliyordu. kimimiz adanaya trenle giderdi. otobüs parasını birimizin sevdasına yatırdığından. kimimiz başka insanlara borçlanırdık. içimizden biri mahcup olmasın diye. parayla asla mutlu olunmaz. ancak yardımlaşarak olunur. maddi. manevi. neyimiz varsa. elimizden geldiği kadar. mont parasını. birimizin sinema biletine harcayıp. kışı montsuz geçiren adamlar tanıdım. şimdi düşününce. manyaklık. ama yaptık. neden şu anki aklımız ile mantıklı olmak zorunda olsun ki.

    ve o zamanlar. yan yana yürümek gibi bir faaliyet vardı. çiftler arasında. yan yana yürürken tanışırdık. karşılıklı otursak. birbirimize bakmaktan sıkılır. konuşamazdık. yan yana yürürken. dağa bayıra bak. serbest. yine de ben ayak uçlarıma bakarak konuştum hep. yanımdaki de uzaklara bakarmış. söylediğine göre. ilişkinin belirli bir noktasına kadar işte. kimin nereye baktığı bile meçhul idi. iki hafta yan yana gülüştük. ama nasıl güldüğümüzden bihaber. o kadar emindim ki. o zamana kadar gördüğüm gülüşlerden çok daha farklı ve değerli olduğuna. benim yanımda. benim söylediklerime. ve muhtemelen beni severek gülmesi. gülmeyi severek gülmesi. sevmeyi gülerek ifade etmesi. içerisinde sevda barındıran gülümsemeler. eşlik ederken yürüyüşümüze. bir anda durduk. başkaca sınıflardan birisi. bir köşede ağlıyor. sessiz. kimsesiz. ki bizim dönemden arkadaş. ki bizim odadan birinin eski kız arkadaşı. neye ağlıyorsun diye sorduğumuzda. mezarını görünce üzülmüş. ona ağlıyormuş hanım efendi. ben bunu hak edecek ne yaptım. falan filan. ha korkmuş bir de. mezar da neymiş. böyle sevmek mi olurmuş. ben hiç ses etmedim. içimden üzüldüm. şu an o kadar hatırlıyorum ki o üzüntüyü. bütün o ışıklar kapandığında. arkadaşımın sarf ettiği her cümle için üzüldüm. her damlasına üzüldüm. her hıçkırığı aklıma geldi. sinirlendim. ben gideyim sen arkadaşınla ilgilen dedim. gülerek. güle güle dedi. ne güzel gülerdi.

    ve mezar. bu yürüyüşten iki gece önce. arkadaşım geldi yanıma. dedi ki. birazdan yurttan kaçacağız hazır ol. tamam dedim. neden. nereye. diye hiç sormadım. ki hiç birimiz diğerine. bazı zamanlarda. nedenini. niçinini sormazdık. ihtiyaç olmasa. birbirimizden bir şey talep etmeyeceğimiz. iki yıla yakın zamanda öğrenilmişti. bir kapşonlu aldım üzerime hadi gidelim dedim. atladık camdan. birer sigara içtik önce sakince. o anlatsın diye bekledim. hiç acele etmedim. birer tane daha yaktık. dedi ki. mezar kazacağız. iyi çok güzel. nasıl kazacağız dedim. var mı kazma kürek. yok dedi onu sen bulacaksın. he dedim mk gecenin bu vakti kazma kürek bulurum sana. bulacaksın dedi. marangozhanenin arkasına mezar kazacağız. iyi dedim gel. bekçiye bir soralım. böyle boktan bir dava için elimizdeki krediyi kullanıyoruz ama olsun dedim. mesele sevda dedi. ha dedim tamam o zaman olum baştan söylesene. yürü çabuk. alırım ben kazma kürek. elimizde kazma kürek. gece vakti okulun bahçesinde yürürken anlattı biraz. çok sevdim ama olmadı lan dedi. daha yeni başlıyoruz lan dedim. neye dedi. çok sevmeye. ve olmamasına. nereden biliyorsun dedi. biraz kitap oku dedim. olum senin alıp veremediğin ne bu kitaplarla dedi. alışkanlık lan yoksa bir numarası yok bence de dedim. küçük bir mezar kazalım. sonra üstüne şunu mezar taşı yapacaz dedi. montunun içinden bir karton çıkardı manyak. kızın adını. kendi soy adını yazmış. yarın kızı buraya getirip mezarı gösterecem. o mesajı alır zaten dedi. iyi dedim sen bilirsin. yapma. manyak mısın. demedim lan işte. diyemedim. başkasına zararı olmayacak manyaklıklar da sevdaya dahildi bana göre. mezarı kazdık. sonra da geri doldurduk. hayatımda yaptığım en saçma işler listesinde. ilk beşe filan kesin girer. şimdi düşününce. kazma işini yapmadan da mezar havası verebilirdik gibi geliyor. ama arkadaşıma sorsanız. rahatlamıştı bence. o mezarı kazınca. kafasındaki sevda meselesi. mezar kazdırmıştı ona. arabesk dinlerdi zaten hep. sonunda kazmıştı sevdasını gömeceği mezarı. sonra bir ağaç dalı bulup. kartonu o dala geçirdik. mezar taşımız da hazırdı. mezarın başında bir iki sigara içtik. babam şerefsizin teki dedi. anneme vururdu. ama benim elimden bir şey gelmedi. ağladı biraz. gel la dedim. ağlama. bu müdahale edilmesi gereken bir ağlama idi. okulumuzu bitirince. iş güç de bulursak. her şey daha güzel olur merak etme. olum öyle deme annem lan dedi. daha çok ağladı. mezarın başında. işte o an dedim ki. insanın mezar başlarında ne için ağlayacağı pek belli olmuyor. sevda gömmek için kazılan bir mezarın başında dahi. kaybettiğimiz her şeye ağlıyoruz biraz. çok ağladı o gece. bıraktım ben de kendi haline. anlattı. ağladı. ağladı. anlattı. dinledim lan bende. bütün soğukkanlılığımı o gece harcama pahasına. hiç ağlamadan dinledim. en sonunda biraz duruldu. asker olacam ben dedi. babamdan ne kadar uzakta. o kadar iyi. daha on beş yaşındayız. asker ne la dedim. ne bilim lan dağ bayır dolaşırım. hem seviyorum da. o zamanlar bile bize göre iri yarıydı aslında. sen bilirsin ama zor be dedim ister istemez. sabah çok erken uyanıyormuş askerler. güldü sonra. sarıldı bana. iyi ki varsın lan dedi. azıcık delisin ama iyi adamsın. ben de güldüm. gün ağarmaya yakındı. yürüyelim mi biraz dedi. olur dedim. bana uyar. hiç konuşmadan uzunca yürüdük. sabah kahvaltısı için yurda döndüğümüzde. odadakiler nerede olduğumuzu sordu. kaş göz yaptı bana. söyleme diye. yürüdük la dedim. sabaha kadar. kimse de nedenini niyesini sormadı. çünkü gece. nasıl olsa. ışık kapandığında. arkadaşım anlatacaktı olanı biteni. kızı mezarın başına götürdüğünde verdiği tepkiyi. o zamanlar hiçbirimize komik gelmedi bunlar aslında. bütün ciddiyetimizle sevdiğimizden midir nedir. yaptıklarımız. ne saçma. ne de komik geldi. hatta şunu fark edenlerimiz oldu. o sevdaların hiçbiri. hem de hiçbiri. saf olarak karşı tarafa sunulan bir sevgi değildi. içerisinde geçmişten gelen hüzün vardı. içinde bulunduğumuz özlem. acı. feryat. ileriye dönük mutlu olma umudu. bunların hepsine perdeydi o sevdalar. ayrıca. o altı kişinin ortaklaşması. dayanışması vardı. bazen. birbirimizin hatırına. güzel sevmeye gayret ederdik. biz sevmeyi birlikte öğrendik. kavuşanlar oldu. çok daha büyüklerine sahip olanlar oldu. hatta birlikte mezar kazdığım arkadaşım. asker oldu. evi oldu. eşi. çocuğu.

    ben de her zaman kefil oldum. her birimizin sevdasına. yeri geldi nikah masalarında şahit de oldum. çok sevmek gördüm. çok sevmek okudum. ben böylesini görmedim. okumadım. öyle seviyorum. on yıl öncesine dönüp. ışıklar kapandıktan sonra anlatmak istediğim bir tane. biraz daha yazmak istesem de. burada bırakıyorum.
  • Sınıfımdan nefret ediyorum.
    Bakın öyle bir nefret ki, ben ve iki kız arkadaşım orta ikinci sıranın ortasına oturup sağ ve sol kapıyı izliyor ve girene çıkana yorum yapıyoruz. İnsanlar duyar mı, duyarlarsa üzülürler mi, bir tanısak çok mu severiz ayırt etmeden gelene geçene giydiriyoruz sanki mükemmelmişiz gibi. Öyle akli melekeleri zayıf insanlar var ki beni bu hale getirdikleri için (evet önceden pamuk prensestim şimdiki gibi anakonda değil) onlardan nefret ediyorum. Nefredddd!
  • zaman zaman garip öfke nöbetlerine kapılıyorum. anlamsızca. ama bu sevdiğim birine değil. mesela yolda yere çöp atan birinden ölesiye nefret ediyorum. o kişi gözümde kötü biri oluveriyor.
    ya da şımarık çocuklardan ve onları yetiştiren annelerinden nefret ediyorum. mesela yüzünde sivilce izleri olan birini görünce anne yüzü çok çirkin abla yanımızdan geçiyor deyiveriyor. hay seni yetiştir(emey)en anneye ben. o kişinin kalbi o annenin höt höt konuşması yüzünden o şımarık çocuğunun beynine kazınan ve ağzından kurşundan farksız cümleler yüzünden paramparça oluyor.
    ya da yaşlılardan nefret ediyorum. hani ben yaşlıyım, yer vereceksin diyen tipler vardır ya heh onlardan. mağrur değil bencildirler benim gözümde bunlar. nice yaşlı insan var. evladım siz talebesiniz. zaten yoruluyorsunuz diyor. canımı veririm o yaşlı için. bir amca biniyor yırtılmış pantolonu üstünde, yer yer yamalı yorgunluğu üstünde o amcaya öyle teyzeye hemen yer veririm.
    bu liste uzar uzar gider de. burada kalsın itirafım.
  • küçükken tahteravalliye binmekten korkardım.
  • başka dinleyenleri olmadığı için burada yaralı, kusurlu egolarının pisliklerini ağdalı dillerle döküp sözlük okurlarının ilgisine sunanlardan bıktım usandım.
  • Bugün son sınavıma gireceğim, çıkışta sınav kağıdı elimde çığlık atarak koşmak istiyorum.
  • Birilerine ihtiyacım var ama kime ihtiyacım olduğunu bilmiyorum. Anlatmak istiyorum ama kimseyle konuşmak da istemiyorum. Yerçekimsiz ortamda çilek yiyeyim ama tadı muz gibi gelsin istiyorum. Bunu niye yazıyorum hiçbir fikrim yok. Dusk till dawn dinleyerek üzgün üzgün kalemliğimi seyredeyim bari.
  • hesap vermeyi hiç sevmiyorum. hatta nefrete yakın şeyler hissediyorum. ne başkasına ne de kendime. hesap verme olaylarına giremiyorum. sana ne. bunu en çok kendime. sonra da diğer insanlara yöneltiyorum. kendi içimde. mini bir özgürlük havuzu oluşturmuşum da. simitle dalıyor gibiyim. yüzmeyi unutmuş ruhum. bilinç. hep ayağında pranga. çöldeki kumlar arasına gizlenmiş. güneşe maruz kalmaktan ısınmış. dokunamadığın. sıcacık ve simsiyah bir kütle var bileğinin oralarda. ne kadar insani olmaktan uzak. ne kadar mavinin zıddı. sonra. ben kendime bile hesap sormaz iken. sadece biraz özgür hissedebilmek adına. başkasının gelip de hesap sormaya cüret etmesi. aşırı garibime gidiyor. iki kıytırık kitap okuyanın psikolog. iki tane daha okuyanın kendini filozof sandığı bir coğrafyadan. fazlasını beklemiyor olsam da. bu cesaret ediş ile ulaşılmak istenen nokta neresi. amaçsız sızlanışlar mı. beyhude telaşlar mı. anlayamıyorum. gülersin. o kadar gülme. yazarsın. o kadar yazma. düşünürsün bir köşede. o kadar düşünme. bak bilmem ne yazar bilmem ne kitabında ne demiş. ben de onu okuduğum için buraya gelip seni yargılayabilirim. çünkü ben çok okurum. çünkü ben var ya. başkalarının daha önceden düşündüğü şeylere ancak onlardan çalarak ulaşabiliyorum. fikri mülkiyet derslerinin en saçma öğrencisi olarak. fikrin mülkiyeti olmaz. para ile el değiştirilebilirlik. fikre konu olamaz. eden varsa da ben kabul etmiyorum. sonuç. sanırım iki tane fikri mülkiyet kitabı okumuş vakur bir yazarın çıkarması şart.

    ve az da olsa bilgisi olan insan daha da garip bir varlığa dönüşüyor. her şeyi ben bilirim havalarından çıkıp. ben herkesi yargılayabilirim evresine geçiyor. çiçeklerini sulayan birine. o çiçekleri neden suladığının hesabını sorabilirim evresi. bi siktirsin gitsin. mümkünse tabii. mümkün değilse de diğer bildiği gidiş yollarını kullanabilir. daha az kaygılı. daha az sıkıntılı yollar. vardır muhakkak. hatta yapabilirse. ki buna alışık olduğunu sanmıyorum. kendi yolunu kendisi çizsin. de görelim. neymiş kendi yolunu kendin açmak. yaşanılabilir bir hayattansa. yaşanılan bir hayat tercih etmek. ondan sonra zaten. şu hesap sorucu tavırlarını bir kenara bırakabilir. çizdiği yol bir yere çıkacağından da değil zaten. mesele bazen. sadece niyet etmektir. o yolu çizeceği kalemi elline alsa dahi kabul edilebilir.

    söyleyeceklerimin kısa bir formu olsun istiyorum çoğu zaman. çünkü yorulmaktan sıkıldım artık. hem de yorulmak başlı başına katlanılmaz bir şey iken. üstüne bir de sıkkınlığın eklenmesi. olayı daha da çekilmez yapıyor. sigarayı azaltma gayretlerim sırasında sardığım probis de bitmek üzere. artık bir sigara içimlik değil bir probis yemelik yazıyorum. belki bir bardak da su. cumartesi gecelerinin vazgeçilemeyecek ferahlığı ile buluşunca. ortaya yine hiçbir derde derman olamayacak. hiçbir derdin de ucundan bile anlatamayacak. yarım yamalak.


  • Otobüs yolculuklarını da uzak mesafeleri de sevmiyorum. Yalnız seyahat etmek de çok zor.
  • bugüne dek pek büyük itiraflarda bulunmadım, yalnız siz ne yazsanız okumaya gayret ettim, nitekim sözlüğe ilk geldiğimden beri 68 sayfa okumak pek kolay olmadı, tabii değdi. buraya mahallem diyorum zira itiraf'a bir şeyler bırakmış herkesten bir iz taşıyorum. buraya yazıp silinenler, karalayıp yarım bırakılanlar; bir de yarım kalıp karalananlar...
    bugün size hayatımdan alenen ilk defa bahsedeceğim, ki pinhan olarak çokça sözünü ettiğim aşikâr. hayatım boyunca bende en çok yeri olan kelime ne derseniz, aklıma sadece "gitmek" geliyor. 24 yaşındayım hayatımın son 8 senesinde 2 tam-bir yarım kitap yazdım, bir adet de yazılmasını düşlediğim kitabım var, adı: gitmek. nedir ki gitmek, yalnız bırakmak mı yalnızlığın kabulü mü, yoksa kalmaya cesaretten yoksunluk mu? kim bilir, ömrüm o güne yeterse hep birlikte okuruz. sırası gelmişken; ben yazdığım her şeyi tekrar okurum. bende benden öte ben olmalı, çünkü 2008-2009 dönemindeki karalamalarımı okuduğumda "bunları kim yazmış" etkisi bırakıyorlar bende, altlarında ismimi görmek, bir garip duygu.
    konuyu bir gün sonra ısıtılan çorbaya çevirmek istemiyorum, gelelim şu mesel-i gitmek noktasına. bu konudan burada bahis etmeyeceğim işin aslı. sadece temas edeceğim, doğru ya burası itiraf başlığı ise; itirafı bırakıp gitmem icap eder.
    nefes almayı sürdürdüğüm dönemde, gitmek ile tanıştığımda henüz 8 yaşındaydım, sonra o kadar mülaki olduk ki kendisi ile, nerede görsem tanırım, göz kapaklarım sahneleri perdelese dahi.
    söz odur ki bu meşakkatli girizgah ardına o kadar büyülü b1r söylem bırakmayacağım, bunu bilesiniz. bunu beyan ettiğime göre girizgah hâlâ bitmedi diye düşünüyorsanız, tam bu noktada yanılıyorsunuz.
    halen ölmedim ve bugüne kadar aile bireylerim tarafından gitmek ile bir başıma bırakıldım, arkadaşlarım tarafından bir odada gitmek ve ben dertleşmek zorunda bırakıldım, hayatıma girmek için can atan şahsiyetler tarafından bile...
    ne gariptir değil mi, insan ulaşmaya çaba sarf ettiğini, elindekinden çok sever, bir gün ulaşırsa da asla değer vermez elindekine, bu b1r genelleme ise hatası vardır, zira milyar insan aynı olsa bu dünyada yerimiz olmazdı.
    gelelim işin apayrı noktasına; insanları pek iyi tanırım, bu bir övünç kaynağı değil, o sebepten de söylerken rahatım. elimde olsa hiç birinizi tanımak istemezdim, bunları duyunca suratlar düşer genelde, ama nihayetinde bu da işe yaramaz bir genelleme.
    insanlar giderler, gitsinler. neden bıraktıkları yere tekrar geri dönerler?* buna birçok cevap buldum, b1r tanesi doğruydu. burada bundan asla bahsetmeyeceğim. sadece işin şu noktası var ki, vazgeçemedim: beni yalnızlıkla burun buruna getirenleri, af çadırına dahil edememekten. her şeyi affettim, aklınıza gelebilecek her şeyi, buna ise imkan bulamadım, bu ruh hâlimden memnun değilim, elimden gelmiyor. kazak da öremem mesela, annem dantel öğretmişti bana, -sanırım 11 yaşındaydım- 2 ters 1 düz iplerle tokalaştık. sevdiler de beni, yakışmadı sadece, bir narinlik lazımdır bazı meşgalelerde. o kadar nazik olamadım, giderken ses etmedim, geldiklerinde konuşmamak inisiyatifimdi.
    telafi etmez lâkin; özür dilerim.
  • terleyip kokmak ne kötü be. dün kınadığım ağır çorap kokusunun bedeli herhalde.

    ya su gibi terlemek varken, ananas kokmak varken, ıyk ya.
  • Kimse kimsenin paylaşımı için beğeni ve favori butonlarını kullanmıyor, buda beni geriyor! Sözlüğü ileri boyutlara taşıyalım, biraz gayret...
    (Sanki babamın sözlüğü?)
  • Projeden bunaldığım şu günlerde ruhumu açabileceğim,sırtımı güvenle yaslayabileceğim biri olsun çok isterdim.
    Niye duygusallaştım ki şimdi durduk yere
  • şarkı olsun diye

    Okulu astım bugün, en yakın arkadaşımın yanına gittim. Son 15 dakikamıza kadar çok iyiydik, ikimiz de çok güzel mış gibi yaparız. Bugün mutluymuş gibi yaptık.
    Bir hayalimiz var ortak, evet bir tane kaldı. Eskiden çok vardı, yaşımız yüzünden sanırım bir de lisede beraber hayatta kaldık ya, ortak hayallerimizin haddi hesabı yoktu. Neyse işte son 15 dakika diyordum. O hayalimizin yıkılması ihtimalini konuştuk. Ve o hayalmiş galiba beni hayatta tutan, çünkü istediğim her şey olmamış, hayallerim hedeflerim üstüme yıkılmış, dozer misali geçmiş hayat üstümüzden. Buraya da bir parantez açmak istiyorum. Hayır başıma çok kötü bir şey gelmedi ve ben de her şeyden şikayet eden biri değilim ama dayanma gücü diye bir şey var ve herkesin kırılma noktası farklı. Ay üzüldüğün şeye bak cümlesini kuran olursa ona kafa atarım. Atamam da içimden bunu yapmak gelir.
    Devam edeyim, dönüp içime baktığımda boşluklar görüyorum. Olması gereken hiçbir şey yerinde değil. Arapsaçına dönmüşüm ve o depresyon uçurumunun kıyısındayım, öylesine yaşıyorum ve kırılma noktama çok yakınım. O uçuruma düşmek üzereyim ve kalan son hayalim de gerçekleşmezse hayalleri olmayan iğrenç biri olacağım, ve bunu kaldıramayacağımdan çok eminim. Salak saçma bir yazı oldu ama anlarsınız siz. Tamam bu kadardı. Kendinize kapitalist davranın.
« / 68